İlçemiz Tarihçesi


 
UZUNKÖPRÜ’NÜN TARİHSEL GELİŞİMİ

          Uzunköprü kenti, Sultan II. Murat tarafından Ergene Nehri adı ile kuruldu. Uzunköprü ile ilgili ilk yazılı metin, Sultan II. Murat’ın Vakfiyesi, “Vakfı Sultan Murat Der Ergene” başlığını taşır. Hoca Sadettin Tacü’t Tevarih (C.II. S.164) adlı yapıtında “...Orasını konaklayacak düzenli bir yer haline getirdi. 174 yüksek kemer üzerine uzatılmış eşsiz bir köprü yaptırdı ki, cihana örnek oldu. Köprünün bir başında Ergene adı ile anılan bir kasaba kondurup.” diyerek, bu kasabanın adının Ergene olduğunu belirtir. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar bu adla anıldı. Kanuni’nin sadrazamı Mustafa Paşa 1529’da Mimar Sinan’a Bulgaristan’da, Meriç üzerinde yirmi kemerli Cisr-i Mustafa Paşa Köprüsü’nü yaptırdı. Bu köprünün başındaki kasabaya da Cisr-i Mustafa Paşa Kazası dendi. Edirne Sancağına bağlı, köprülü olan bu iki kasabada, karışıklıkları önlemek amacı ile Ergene Kentinin adı Cisr-i Ergene’ye çevrildi. Ancak, halk bu değişikliği hiçbir zaman kabul etmeyerek, Uzunköprü adını benimsedi. Uzunköprü’nün bir yerleşme yeri olarak tarihi Osmanlı Devleti’nin bu yöreyi fethetmesi ve II. Murat’ın burada bir köprü ve onun yanıbaşında bir kent kurma emrini vermesiyle başlar.

 

İLÇEYE AİT NOSTALJİ FOTOĞRAFLARI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN                                

 

İLÇEDEN SON GÖRÜNTÜLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

           1536 yılında Şehzade Süleyman Paşa Çanakkale Boğazı’ndan Rumeli’ye geçerek Gelibolu, Bolayır ve Tekirdağ yörelerini almış, Akıncı beylerden Hacı İlbey ve Paşayiğit’in komutasındaki kuvvetler de Malkara, Keşan, Hayrabolu ve İpsala’yı ele geçirmişlerdir.

          Osmanlı kayıtlarından, bu dönemde Uzunköprü’nün yerinde hiçbir yerleşim olmadığı anlaşılmıştır. Uzunköprü’nün kurulması, bu toprakların Osmanlı Devleti’ne katılmasından sonra olduğu için “Kuruluş Dönemi”ni de Osmanlı İmparatorluğu Dönemi içinde saymaktayız.

          Uzunköprü, dönemin başkenti Edirne ile Anadolu’nun bağlantısını sağlayan Edirne-Gelibolu yolu üzerindedir. Ergene Nehri taştığı zaman orduların geçişini engellediği için Sultan II. Murat 1427’de buraya ulu bir köprünün yapılmasına, yanıbaşına da Ergene şehrinin kurulmasını istemiştir. Kurulan Ergene şehri Rumeli yakasındaki ilk Türk şehridir.

          Kurtuluş Savaşı döneminde sosyo-ekonomik açıdan durağanlık gösteren Uzunköprü’nün ekonomik ve kültürel açıdan gelişmesi Cumhuriyetin ilanından sonra hız kazanmıştır.
1913 yılında Türk kültürünü ve ulusal çıkarlarını savunmak için kurulan Türk Ocağı binası yenilenmiş, Halkevi kurulmuştur.

          1926-27’lere gelindiğinde sanayideki gelişmeler, 10 buharla çalışan un değirmeni, 1 yapağı fabrikasının açılmasıyla kendini göstermiştir.

          1950’lerde ise bunlara 5 un fabrikası, 6 nebati yağ fabrikası, 1 elektrik santrali, özel kişilere ait 20 ambar eklenmiştir.

          1893 ve 1894 yıllarında çıkarılan iki Edirne İli Salnamesi’nde Uzunköprü kasabası Ergene Nehrinden 15 dakika ve demiryolu istasyonundan 50 dakika kadar uzaktadır. Karayolu ile il merkezi olan Edirne’ye sekiz saat ve tren ile iki saatte gidilir. Edirne, Havsa, Babaeski, Hayrabolu, Malkara, Keşan, İpsala ve Dimetoka ilçeleri ile sınırlıdır.

 

 

UZUN İNCE BİR KÖPRÜ: UZUNKÖPRÜ

(CİSR-İ ERGENE)

          Dünyanın en uzun 2. taş köprüsü olduğu söylenen Uzunköprü 500 yıllık tarihinde aralıksız hizmet vermekte ve karayolunun yükünü çekmeye halen devam etmektedir.

          II. Murat`ın, Ergene Nehri üzerine 1426 – 1444 yılları arasında Mimar Müslihiddin`e yaptırdığı Uzun Köprü; 1.392 metre uzunluğunda, yer yer 6.80 – 6.90 metre genişliğinde ve 174 gözlü inşa edilmiştir.

 

YAPILIŞ NEDENİ

          Osmanlı devletinin, İstanbul’u fethinden önce Anadolu’ya ulaşımı Gelibolu üzerinden Çanakkale Boğazı'ndan geçiş ile yapılıyordu. Edirne ile Gelibolu arasındaki ulaşımda bir geçilmesi gerek olan Uzunköprü yöresindeki Ergene ırmağı geçit yeridir. Ancak ilkbahar ve kış aylarında nehrin taşması nedeni ile yol aylarca kapalı kalmaktadır. Bu durum Osmanlı devletinin Anadolu’ya geçişlerini yavaşlatmaktadır. Bu durumu gören II. Murat 1426 yılında köprünün yapımı için ferman çıkartır.
Ergene köprüsünün kuruluşunu Hoca Sadettin ünlü Tacü't Tevarih (C.II. S.164) adlı kitabında şöyle anlatmaktadır.

          Anadolu illerinde boy atan, türeyen, çalı çırpı ve diken örneği devlet düşmanları doğru yoldaki sultanın eliyle bu suretle temizlenince, Rumeli yakasının düzenine eğilmek zamanı gelmiş bulunuyordu. Bu amaçla H.831 (M.1427) yılında padişahın (II. Murat), Gelibolu boğazından geçerek Edirne Kentine geldi ki, bu belde uğurlu ayaklarının getirdiği mutlulukla güzelliklerin durağı oldu.
Sancak beylerinden İshak beye yollanan bir fermanda, onun sayısız askerle Las (Sırp) diyarına akın salması, ülkenin değerli mallarını ganimet olarak toplayıp, din yolunda savaşanları beslemesi ve din uğruna düşen görevi yerine getirmesi istenmişti.

          II. Murat o yılı anılan şehirde dinlenerek geçirirken Ergene Köprüsünün yapılması için bir emir vermişti.

          Söylendiğine göre Ergene köprüsünün bulunduğu yer vaktiyle cengelistan (sık orman) imiş. Ve bucağı batak, ormanlık yöreleri ise haramilere sığınak olurmuş. Bu ormanlıkta gizlenen yan kesiciler, her an gelen giden yolcuların yollarını keser, nice günahsızları öldürürlermiş. Hiç bir gün geçmezmiş ki bu korkulu ve tehlikeli yerde bir nice çaresiz zulüm kılıcıyla doğranmamış ve varlıkları parçalanmamış olsun.

          İşte bu nedenle aydın yolları tutan padişah, cana kıyan yollarda keder dikenlerini kaldırmak üzere ve pek çok paralar sarf ederek, önce bölgeyi temizletti. Orasını konaklayacak düzenli bir yer haline getirdi. Yüz yetmiş dört yüksek kemer üzerine uzatılmış eşsiz bir köprü yaptırdı ki, cihana örnek oldu."

          Anadolu'daki en büyük köprü olan eser, II. Abdülhamit dönemindeki onarım sırasında üzerinden alınarak Gazi Mahmut Bey Çeşmesi üzerine yerleştirilen, kartuş içine alınmış iki satır sülüs hatla işlenmiş kitabesine göre 1444(H.847) yılında tamamlanmıştır. Ayrıca inşa kitabesinin yanındaki bir satırlık yazıtta köprünün 174 göz olduğu belirtilmiştir.

KİTABENİN TRANSKRİPSİYONU VE
TERCÜMESİ ŞÖYLEDİR:


          Amara bi-binâ-i hâze'l-cisr'l-müşeyyed es-Sultan Murat bin Sultan Muhammed afâ anhumafi seneti seb'a ve erbaine ve semanemiye hicriye.

          (Kurulmuş olan bu köprünün yapılması Allah günahlarını bağışlasın sultan Muhammed oğlu sultan Murat tarafından hicri 847 yılında emredilmiştir.)

MALZEME
 
          Köprüde tamamen kesme köfeki taşı kullanılmıştır. Araştırmacılar bu taşların, Ergenenin ötesindeki Eskiköy, Kuleliburgaz, Taşçıarnavut, Kestanbolu ve Süleymaniye köylerindeki ocaklardan elde edildiğini yazar.

 

SÜSLEME


          Uzunköprü'deki taş süslemeler köprü kemerlerinde veya kemer duvarlarında bulunmaktadır. Bunların ne kadarının onarım sırasında, ne kadarının döneminden kalmış örnekler olduğunu tam olarak belirleyememekteyiz. Ancak kemer kilit taşı gibi, onarımlar sırasında değiştirilmesi oldukça zor görünen bölümlerdeki süslemelerin döneminden olabilecekleri akla yatkındır. Bu süslemelerin bir bölümüne II. Murat dönemi ve öncesi taş süslemelerinde de rastlanmaktadır. Süslemeler köprünün sadece bir cephesine değil her iki cepheye de işlenmiştir.

          Bitkisel Süslemeler: Bitkisel süslemelerin bir bölümü köprünün kemerlerinin kilit taşlarında, yüksek kabartma tekniğiyle alt ve üst uçları üç dilimli palmet kabartmasıyla bitirilmiş dilimli kartuş veya madalyon biçiminde işlenmiştir. Bunların bazılarında, dairesel madalyon yüzeyinin belirli eksenlere yerleştirilmiş lotus ve palemetlerle doldurulduğu gözlenmektedir. Kemer kilit taşlarında bulunan bitkisel süslemelerin bir bölümünde, kilit taşının şekline göre düzenlenmiş ve üç dilimli palmetleri çerçeveleyen rumi yapraklar dikkati çeker. Bunlarda yaprak yüzeyleri ikinci defa işlenmeden bırakılmıştır. Kemer kilit taşlarının bazılarında da, dairesel madalyon yerine bir kabara yapılarak alt ve üst uçlarına birer üç dilimli palmet ve bu palmetin taç yaprağından çıkan basit rumiler işlenmiştir.

          Bitkisel süslemelerin bir bölümü kemerlerin duvarlarında tek bir taş üzerine kabartılmış biçimdedir. Bunlardan birinde tek eksen ve tek sap üzerinde sıralanan lotus ve üç dilimli palmetlerden oluşan düzenleme gözlenir. Lotüslerin çanak yaprakları üç dilimli bir palmet şeklinde birleşir. Aynı şekilde taç yaprakları da birer üç dilimli palmet olarak düzenlenmiştir. Lotüslerin çanak yaprakları, diğerlerinden daha büyük tutulmuş bir üç dilimli palmeti çerçeveler. Kemer duvarlarında bulunan dairesel madalyonlardan birinde yüzey, altı eksene bölünmüş, sapları merkezde bir üçgen yapacak şekilde birleşen lotüsler üç eksene yerleştirilmiştir. Lotüslerin taç yapraklarından çıkan sapların taşıdığı üç dilimli palmetlerde diğer üç ekseni doldurmaktadır. Lotüslerin çanak yaprakları üç dilimli palmetlerin kökünde birleşim yaparlar. Lotüslerin yaprak yüzeyleri işlenmişken üç dilimli palmetlerin çanak yapraklarının volütlendiği gözlenmektedir.

GEOMETRİK SÜSLEMELER:


          Tıpkı bitkisel süslemelerde olduğu gibi, geometrik süslemelerde köprünün kemer kilit taşları ve kemer duvarlarında yer almaktadır. Kemer kilit taşlarının ikisinde yüzeyi kufi yazı ve kırık çizgi sisteminden gelişen ve altı kollu yıldızlardan meydana gelen geometrik düzenlemeden alınmış örneklerle süslenmiş kabaralar bulunmaktadır. Kemer kilit taşlarının birinde çember yaylarından gelişen ve daire merkezlerinde küçük altıgenler oluşturan altı kollu yıldız kabartması yer alırken bir diğerinde eşkenar sekizgenle geçmeler yapan uzun sekizgenlerin meydana gelen geometrik düzenleme bulunmaktadır. Kilit taşlarının birinin yüzeyinde de kırık çizgilerin bir karenin merkez ve köşelerinde sekiz kollu yıldız oluşturmasıyla meydana gelen geometrik süsleme vardır. Bu düzenlemenin değişik bir çeşitlemesine köprü korkuluğunun altındaki taş sırasında rastlanmaktadır. Bu düzenlemenin kırık çizgilerle değil de çember yaylarıyla oluşturulan bir örneği, kemer duvarlarından birinde izlenebilmektedir. Kemer duvarlarında yer alan bir başka taş üzerinde de, onikigen, eşkenar dörtgen ve sekizgen gibi çokgenlerle oluşturulmuş oniksi köşeli yıldızdan meydana gelen geometrik düzenleme görülmektedir.

FİGÜRLÜ SÜSLEMELER:


          Köprünün Edirne tarafındaki bölümünde bulunan üç köşeli cumbanın korkuluk taşlarından ikisinde muhtemelen tamirler sırasında işlenmiş figürlü süslemeler görülmektedir. Bunlardan birinde korkuluk taşının bir köşesine, gövdesi yivlenmiş bir vazo içine yerleştirilmiş bir lâle kabartması işlenmiş diğer bölüme ayaklarıyla bir insan başına ve iki ağaca basan aslan figürü kabartılmıştır. Korkuluk taşlarından diğerini tek bir fil kabartması süslemektedir. Benzer bir fil kabartması da kemer duvarlarının üst bölümündeki tek bir taş üzerine işlenmiştir. Kemer duvarlarına işlenen tek figür örneklerinden birini boynundan zincirlenmiş aslan, diğerini de bir kuş oluşturmaktadır. Figürlü süslemelerin ikisinde hayvan mücadelesi tasvir edilmiştir. Bunlardan birinde bir ceylana saldıran kartal diğerinde de bir aslanı kuyruğundan yakalayan hayali bir kuş figürü betimlenmiştir. Figürlü süslemelerin en dikkati çekeni, bir dairesel madalyon içine başları birbirine birleştirilmiş olarak işlenen üçlü aslan kabartmasıdır.

ÜSLÛP VE DEĞERLENDİRME


          Hepsi kabartma tekniğinde işlenen ve bitkisel, geometrik ve figürlü süslemeler olarak grupladığımız bu örneklerin, bir bölümü köprünün inşaatı sırasında yapılmış olabilir. Ancak özellikle korkuluk taşlarındaki figürlü örneklerin, dönem içinde karşılaştırma yapabileceğimiz örnek yokluğundan ve onarım kitabesinden hareketle daha sonra yapılmış olduklarını ileri sürebiliriz.

          Kemer kilit taşlarının aşağıdan yukarıya doğru genişleyen yüzeyi, özellikle işlenecek bitkisel süslemelerde belirleyici olmuştur. Karmaşık düzenlemeler yerine, kartuş ve madalyonla sınırlanmış bir yüzey lotus, rumi ve üç dilimli palmetlerle doldurulmuştur. Gerek geometrik ve gerekse de bitkisel süslemeler erken Osmanlı taş süslemesinde daha önce örnekleri görülen uygulamalardır ve tek parça taş üzerinde bulunmalarına bakılırsa ya yerde yapılmışlardır ya da, daha önce yapılan fakat yıkılmış bir yapıdan getirilerek burada değerlendirilmişlerdir.

          Kemer kilit taşlarındaki örneklerden bazılarının taşın erimesi şeklindeki tahribatlara bakılarak değiştirilmemiş olması göz önüne alındığında döneminden bir süsleme olduğuna karar verilebilir.

          Kemer kilit taşlarındaki geometrik süslemeler ve kabaraların benzer örneklerine daha önceki eserlerde rastlanmıştır. Bazı taşların örgüsündeki derz izlerinin inceliği de bu örneklerin döneminden olabileceğini akla getirmektedir. Kemer duvarlarında yer alan geometrik süslemeler ya tek bir taşın tamamına ya da bir kısmına işlenmişlerdir. Bu örneklerin bir bölümünde düzenlemeler onarımlar sırasında işlenmiş kadar yeni görünmemektedir. Derz ve harç izlerinden onarımlar geçirdiği belirlenebilen kemer duvarlarındaki bu örnekler muhtemelen buralarda bulunmaktaydı. Onarımlar sırasında eski yerlerine konmuş olunmalıdır.

          Gerek bitkisel ve gerekse de geometrik süslemelerdeki çeşitlilik, süslemelerin tek bir usta elinden çıkmadığını göstermektedir. Muhtemelen köprüde çalışan taşçı ustalarının kendi dağarlarından aktardıkları bezeme örnekleri olmalıdırlar.

 
 
ÖZGÜRLÜK ANITI


          Uzunköprü'de, köprünün kent tarafındaki başında bir anıt çeşme olarak yapılmış, çok anlamlı bir anıt var. Buna halkımız Hürriyet çeşmesi demektedir. Yapılan araştırmalarda, Türkiye'de demokrasi'ye geçişi sembolize eden böyle bir anıt'a, o dönemde, Uzunköprü dışında başka bir yerde bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu anıtın varlığı bize, yapılışı döneminde Uzunköprü'de, başta kaymakam Mazhar Müfit (Kansu) ve Belediye Başkanı Hafız İsmail (Yayalar) efendi olmak üzere demokrasinin anlamını bilen ve yurdumuzun demokrasi ile yönetilmesini isteyen aydınların olduğunu göstermektedir. Bu çok anlamlı anıtın kuruluşunu, Yeni Edirne gazetesinin 14 Kanunu evvel 1324 (14 Aralık 1908) tarih ve 106 numaralı sayısında özet olarak şöyle görüyoruz;

          " Cis-i Ergene'de (Uzunköprü) meşrutiyet anayasasının yeniden yürürlüğe konması ve yeni meclisi mebusanın oluşturulması nedeniyle, Belediye dairesi önünde 11 Aralık 1908 tarihinde büyük bir tören yapıldı. "Osmanlıların milli ve umumi düğünü" başlığı altındaki bu haberde. Anıtın açılış konuşmasını yapan Kaymakam Müfit Bey, halka ve öğrencilere meşrutiyetin anlamını ve Fransız devriminin getirdiği demokrasinin ana ilkeleri olan Hürriyet (özgürlük), Adalet, Müsavat (eşitlik), Uhuvvet (kardeşlik) sözcüklerini anıtın dört yanına mermer yazıtlar biçiminde yerleştirerek ölümsüzleştirmişlerdir. Askerler, hükümet ileri gelenleri öğrenciler ve kalabalık bir halk topluluğu törene katılmış, hep bir ağızdan,

"Yaşasın meclis-i mebusan
Yaşasın kanun-i esasi
Yaşasın ordumuz
Yaşasın padişahımız"

haykırışları ile yeri göğü inlettiler. Askerler resmi geçit yapıp kışlalarına çekildiler.

          Edirne'den getirilen ince çalgıcılar Hürriyet marşını çalarken belediye de Kaymakam ve Belediye Başkanı kutlamaları kabul ettiler. Gece de belediyenin önünde şenlikler ve fener alayı yapıldı. Bu törende bir rüştiye okulu öğrencisi tarafından şu koşuk manzume okundu."

" Milletin fahri Niyazi, ordumun Enverleri
Muhterem cemiyetin ey kahraman askerleri
Azm-ı kati samı ceri ittihat rehberleri
Devleti ihya eden şurayı ümmet erleri
Ordumuz etti yemin
Titredi haku zemin
Milleti etti emin
Açıldı rahı nevin
Sancağımız şanımız
Türk oğludur sanımız
Vatan bizim canımız
Feda olsun kanımız."

 

 
HALİSE HATUN CAMİSİ


          Hayırsever Hacı İbrahim Ağa tarafından eşi Halise Hatun adına 1700 yılları başlarında yaptırıldığı sanılmaktadadır. Bir şerefli minaresi 18.yüzyıllarda yapılan minarelere benzemektedir.

          Caminin güneyinde etrafı duvarlarla çevrili küçük bir haziresi(mezarlık)vardır. Resimde görüldüğü gibi dikdörtgenler prizması biçiminde, mermer sütunlarla çevrili bir anıt mezar var. Bunun bir aile mezarlığı olduğu anlaşılmaktadır. Bu anıt mezarda iki mermer arıdukalı mezar görülmektedir. Üzerlerinde yazılı taşları da yoktur.

 
 
 
 
 
 
 
İLÇEMİZİN COĞRAFYASI


          Ortadoğu ve Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan önemli demir ve karayolları il topraklarından geçmektedir. Uzunköprü’de ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. Uzunköprü ilçesinin önemli merkezlere uzaklığı;

 

 


 

          Uzunköprü-Edirne              68 km        Uzunköprü-Hayrabolu          35 km   
          Uzunköprü-İstanbul         249 km        Uzunköprü-Keşan                44 km       
          Uzunköprü-Tekirdağ          92 km        Uzunköprü-Pehlivanköy        22 km   
          Uzunköprü-Ankara           689 km        Uzunköprü-Çöpköy              12 km   
          Uzunköprü-İzmir              480 km        Uzunköprü-İpsala               42 km   
          Uzunköprü-Çanakkale      162 km        Uzunköprü-Meriç                 25 km   
          Uzunköprü-Kırklareli         104 km        Uzunköprü-Havsa                41 km

          Uzunköprü’nün İstanbul-Edirne (E–5) karayoluna Havsa’da bağlanan yolla Kapıkule ile Çorlu-Silivri-İstanbul üzerinden Anadolu ile Edirne-Havsa-Keşan-Gelibolu-Çanakkale üzerinden Ege ile bağlantısı sağlanmaktadır.

          Havsa-Keşan arasında, kuzey-güney doğrultusunda uzanan devlet yolu Uzunköprü ilçesinden geçmektedir. Bu yol Edirne-İstanbul (E–5) devlet yoluyla birleşerek Uzunköprü ilçesinin il merkeziyle bağlantısını sağlamaktadır. Uzunköprü; bağlı olduğu kent merkezine (Edirne) 68 km uzaklıktadır.

          Uzunköprü doğuya doğru giden karayolu ile Kırklareli’nin Pehlivanköy ilçesine, batıya giden yol ile de Meriç ve İpsala ilçelerine bağlanmaktadır.

          İstanbul’dan (Sirkeci) başlayarak Avrupa’ya uzanan tüm tren seferleri Edirne’den geçer. İstanbul-Selanik-Atina seferi Uzunköprü Eskiköy üzerinden, diğer bağlantılar Edirne Kapıkule üstünden sağlanmaktadır.
Uzunköprü ilçesi Ergene Ovası üzerinde yer almaktadır. Yerleşmenin içinden Ergene Nehri geçmektedir. Güneye doğru yükseltisi artan az meyilli bir topografyası vardır. İlçe toprakları, Meriç ve Ergene ırmaklarının suladığı geniş düzlükler, geniş vadiler, verimli ovalardan oluşur.

          İlçe merkezinin denizden yüksekliği 18 m’dir. En yüksek yeri Süleymaniye Tepesi 378 m’dir. İlçe arazisi; batı yönünü kuzey-güney doğrultusunda çevreleyen Meriç Irmağı’na doğru geniş alanların ve Meriç Irmağı ile bu alanların ortasından, kuzeydoğu güneybatı doğrultusunda akmakta olan Ergene Irmağının oluşturduğu alüviyal bir ovadır.

          İlçenin yeryüzü şekilleri, ortasını Ergene Irmağı’nın oluşturduğu geniş bir ova ve kuzeyinde küçük küçük tepeler ile güneyinde farklı yükseltiler gösteren tepeler ve Uzunköprü dağlarıdır.

          Uzunköprü ilçesinin bulunduğu Ergene havzasının güneyinde uzanan saha, yükseltisi 150–200 m arasında olan hafif dalgalı bir plato halindedir. Havza kuzeyden Istranca Dağları, güneyden Koru Dağları ile çevrilmiştir.

          Meriç, Bulgaristan’daki Rila Dağı’nda doğar. Meriç Nehri Enez önünden Ege Denizi’ne dökülür. Meriç’in Türkiye-Yunanistan boyunca uzunluğu 185 km’dir.
Tunca Irmağı Meriç’in en büyük koludur. Bulgaristan’da Balkan Dağları’nın eteğinde doğar. Kızanlık Ovası’nı geçtikten sonra Edirne’de Meriç’e karışır.

          Arda Irmağı Pazarkule hudut kapısında Edirne iline girer. 1 km sonra Ardakule mevkiinde Meriç Nehri ile birleşir.

          Meriç Nehri’nin bir kolu olan Ergene, Istranca Dağları’ndan doğar, İpsala’nın kuzeyinde Meriç’le birleşir.
Edirne’nin önemli dereleri arasında Pravadi, Süloğlu, Basamaklar, Keşan ve Büyükdoğanca dereleri yer alır.
İlin gölleri Gala, Dalyan, Tasalt, I. Tuzla, II. Tuzla, Bücüme, Sığırak ve Pamuklu’dur.

          Ergene Nehri kolları üzerinde Karademir, Süloğlu, Kayalıköy Barajı ve Kırklareli Barajı bulunmaktadır. Meriç Nehri’ne karışan ufak kollar ve Doğan Dere üzerinde Kadıköy Barajı, Horala Dere üzerinde Altunyazı Barajı, Basamak Deresi üzerinde Alıç Regülâtörü yer almaktadır.

DEMOGRAFİK YAPIMIZ
 

          Osmanlı döneminde 1831’de yapılan nüfus sayımlarında ki bu nüfus sayımları da vergi veren kişi sayısına göre yapılmış olup 1929 kişi Müslüman, 8.886 kişi Reaya (Rum, Ermeni, vesaire) kişidir.

          Uzunköprü’nün erkek toplam nüfusu ise 10.815’dir. Bunu da yaklaşık 2,5 ile çarptığımız zaman Uzunköprü’nün genel nüfusu 27.037 civarında bulunur. 1877–1878 Edirne sancağının toplam nüfusu ise 190.585’dir. Bu nüfus kapsamına giren yerleşmeler ise Babaatik, Pınarhisar, Cısri Ergene (Uzunköprü), Çermen, Cezri Mustafa Paşa, Havsa, Hatuneli, Dimetoka, Ferecik, Kırkkilise ve Kılıçağaç’tır. Bu yerleşmelerin bir bölümü Balkan devletlerinin bağımsızlıklarını  ilan etmesiyle beraber Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına dâhil olmuştur. 1881 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre Edirne nüfusu 239.073’tür. 1914 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre Uzunköprü’nün nüfusunun kapsamında 26.438 Müslüman, 13.711 Rum, 81 Ermeni, 232 Yahudi ve 49 Çingene tespit edilmiştir. Buna göre Edirne’nin toplam nüfusu 40.856 kişidir. (Kaynak Kemal Karpat, Ottoman Population in the 19th Century)

          Uzunköprü’nün Cumhuriyet’ten önceki dönemine ilişkin nüfus durumu, güven verici biçimde saptanamamıştır. Çünkü bu zamana ait kesin tutanaklar ve istatistikler kuşatmalar sırasında kaybolmuştur. Eskiden yerleşmiş olan Musevi ve Rumların sonradan buradan ayrılmasıyla, bugün ilçe nüfusunu Türkler oluşturmaktadır. Uzunköprü nüfusu Cumhuriyet döneminde sadece 1927–1940 dönemleri arasında Türkiye ortalamasından daha fazla artmıştır.  Bunun sebebi  de Balkanlardan gelen güçtür.

          1935–1940 yılları arasında İkinci Dünya Savaşının başlarında bölgedeki asker nüfusu arttırılmıştır. Bu olay da o dönemde bölgede nüfusun artmaya başlamasında önemli bir etkendir. 
1940–1945 arasındaki nüfusta büyük azalma ise göçle gelen nüfusun Türkiye’nin diğer bölgelerine yerleşmeye başlamasından kaynaklanmaktadır.

          1980’den sonra nüfus artış oranlarındaki yükselmede sanayinin büyük etkisi vardır. Bununla beraber inşaat sektörü ve işçi sayısında da büyük bir artış olmuştur.

          Doğurganlık oranı; 1 yaşından küçük çocuk sayısının 15–44 yaş grubundaki kadın nüfusa oranıdır. Uzunköprü kent merkezinde ortalama doğurganlık oranı %2.39’dur. Doğurganlık oranının en fazla olduğu mahalle %8 ile Aşçıoğlu Mahallesi, en az olduğu mahalle ise %2 ile Mescit Mahallesi’dir.

          Ortalama aile büyüklüğü 4 (3.95)’tür. Ve bu değer Türkiye genelindeki aile büyüklüğü olan 4.30 kişiden küçüktür. Aile büyüklüğünün en fazla olduğu mahalle 4.75 kişiyle Küçükşehsuvarbey Mahallesi iken 3.33 kişi ile Halise Hatun Mahallesi hane halkı büyüklüğü en küçük olan mahalledir.

          Ortalama normal ölümün 980, toplam doğumun 1761, doğal artışın 781 kişi olduğu bilinmektedir.
Aile reisinin Uzunköprü’ye geliş nedenleri incelendiğinde bu nedenlerin başında %56.17’lik bir oranla iş değişikliği gelmektedir. En düşük oranı ise; %2.74 ile emekliler oluşturmaktadır. Sağlık nedeni ile gelenler yüzdeye giremeyecek kadar azdır.

EKONOMİK YAPIMIZ

          Uzunköprü'de %2.45 örnekleme ile yapılan Anket sonuçlarına göre 15 ve 65 yasları arasında kalan çalışabilir çağdaki nüfusun (potansiyel faal nüfus) tüm nüfusa oranı %72.23 olarak bulunmuştur. Kalan nüfusun yani 15 yaş altındaki ve 65 yas üstündeki nüfusun tüm nüfusa oranı %27.77'dir.

          Buna göre Uzunköprü kentinde oturan toplam 37.700 kişinin 27.231'i çalışabilir çağda, 10.469'u çalışabilir yaş grubu dışında bulunmaktadır. Uzunköprü'de fiilen çalışmakta olan nüfus 12.961 kişidir. Çalışmayan nüfus sayısı 14.270'dir. Bu 14.270 kişinin içinde ev kadınları, yüksek okul öğrencileri, genç emekliler, rantiyeler, kaçak çalışanlar, özürlüler ve hakiki işsizler yer almaktadır. Kentte gerçek işsizlik oranı %1.65'dir.

 

TARIM SEKTÖRÜ

          Tarım ve hayvancılığın gelişmiş olması, çevreye ve özellikle İstanbul'a çeşitli tarım ve hayvan ürünlerinin sevkine yol açmıştır. Türkiye’nin ayçiçeği yağı, un, pirinç ihtiyacının büyük bir bölümü Uzunköprü'den karşılanmaktadır. Ticaret etkinliği daha çok iç piyasalara yöne-liktir ve genel özellik olarak tarıma dayalı bir sanayi söz konusudur.

          Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın %50'si Uzunköprü'ye, %50'si İstanbul'a, çevre köylere ve ilçelere yöneliktir. Mandıralarda üretilen yağlı peynirleri ile ünlüdür.

          Uzunköprü halkının çevre il, ilçe ve köylerle idari anlamda ilişkisi görülürken, büyük sanayiler ve esnafın İstanbul ile ticaret bağlan-tısı vardır.

          Tarım, Uzunköprü için en önemli faaliyet türüdür. Ancak 1989 yılı verilerine göre 13.500 çiftçi ailesi varken, 2000 yılı verilerine göre çiftçi aile sayısının 12.640'a düşmesi tarımın eski önemini kaybetmeye başladığını göstermektedir.

          Tarım sektöründe çalışanların oranı %6.94'tür. Yaklaşık 76.000 Ha arazide yapılmaktadır. Ergene ve Meriç nehirlerinin geçtiği ve birçok baraj ve göletlerle sulanan verimli arazide çiftçilik yapılmaktadır.
Uzunköprü'de en fazla yetiştirilen ürünler buğday, arpa, çeltik ve ayçiçeğidir. Sebzeler arasında en fazla domates, sakız kabağı, patlıcan, patates, taze soğan, kuru sarımsak, ıspanak ve pırasa üretilmektedir. Az olarak turp, marul, taze sarımsak ve havuç üretilir.

          Uzunköprü genelinde 85.015 ha orman alanı vardır. Verimli orman alanı 13.445 ha, diğer alanlar ise ağaçlandırılmaya alınan bozuk orman alanlarıdır. Civar köylere orman maktası olarak yakacak verilmektedir. Ormanların %60-70'i bozuk baltalığı oluşturmakta olup, ağaçlandırma projesine alınmaktadır. Yıllara göre mali imkânlar çerçevesinde ağaçlandırılması yapılıyor. Dikilmiş olarak 200 ha karaçam ağaçlandırılması vardır. Uzunköprü'de üretim yapılacak orman alanı yoktur. Köylü geçim kaynağı olarak ormancılığı kullanmamak-tadır. Normal koruluk alanı 100–150 ha’dır.

 

KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK

           Uzunköprü ilçesi merkez ve köylerinde yaygın olarak kıvırcık ve Tahirova - Marmara merinosu melezi ırkları beslenmektedir. Koyun miktarı 37.810, keçi miktarı top-lam 5.234 olmak üzere küçükbaş hayvan miktarı 43.044'tür. Bu rakamda gerek hayvan hareketleri ve gerekse ekonomik sebeplerle değişik-likler sık olmaktadır. Koyunlarda ortalama günlük süt verimi 0,8 kg'dır.

 

KÜMES HAYVANCILIĞI

           Uzunköprü'de kümes hayvancılığıyla ilgili belli başlı büyük işletme olmamakla beraber, küçük aile işletmeleri olarak beslenen tavuk, hindi, ördek ve kaz miktarı yaklaşık 38.600 adettir.

 

BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK

           Uzunköprü'de yetiştirilen sığır, kültür ırkıdır. Ortalama inek başına günlük süt verimi 20 kg, eti için beslenen erkek danaların ortalama ağırlığı 250 kg civarındadır. Toplam sığır adedi yaklaşık 21.000 dir. Yine bu rakam, gerek hayvan hareketleri, gerekse ekonomik sebeplerden dolayı sık sık değişebilmektedir.

 
BALIKÇILIK

          Uzunköprü'de ticari olarak 2 köyde balıkçılık işletmesi vardır. Bunun dışında baraj ve göllerle yaygın olarak aynalı sazan, sazan, tatlı su levreği ve tekke türü balıklar mevcuttur.

 

NÜFUS VE DAĞILIMI

          İlçenin Merkez Nüfusu           :    39.123                           
          Köylerin Nüfus Toplamı          :    31.854   
          Tüm İlçenin Nüfus Toplamı    :    70.977   
          Nüfus Artış Hızı                     :    Yok (Nüfus azalmıştır.)   
          Okur-Yazar Oranı                  :    % 98

 

İLÇEMİZİN COĞRAFİ YAPISI

           Türkiye’nin batısındadır. İstanbul’a 271 km demiryolu ile bağlıdır. Istranca silsilesinin batı eteklerinden akan Çorlu, Sıçandere, Karaağaç, Hayrabolu ve Kuleli dereleri gibi bir takım dereleri alan Ergene nehri, kasabanın kenarından geçerek İpsala ilçesinin Sarıcaali köyünden Meriç nehrine dökülür. Ergene nehrinin güney yamaçlarına inşaa edilmiş olan İlçenin denizden yüksekliği 18 m.dir. Yüzölçümü 1.224 km2 dır. Uzunköprü İlçesi batıdan Meriç ve İpsala İlçeleri ile aynı zamanda Yunanistan, doğudan Hayrabolu, kuzeyden Edirne ili, Havsa ve Pehlivanköy İlçeleri, güneyden Malkara ve Keşan İlçeleri ile huduttur.

          İlçe iklimi mutedildir. Ekseri dört mevsim hüküm sürer, kuzey rüzgârlarına açıktır. Kurttepe        (Rk:120 m), Hacıdağ (170 m) ve Süleymaniye (221 m) taraflarında oldukça yüksek 5 tepe vardır. İlçe merkezine uzaklıkları Kurttepe: 14km, Hacıdağ: 18 km, Süleymaniye: 30 km.dir. İlçenin arazi durumu 2/3’ü düzlük, diğer kısmı ise; orman, dere, tepe, dalgalı ve kıraç arazidir.

İLÇE ADININ HİKÂYESİ


          Uzunköprü kenti, Sultan II. Murat tarafından Ergene Şehri adı ile kuruldu. Uzunköprü ile ilgili, ilk yazılı metin, Sultan II. Murat’ın vakfiyesi, “Vakfı Sultan Murat Der Ergene” başlığını taşır. Hoca Sadettin Tacü’t Tevarih  (C.II. S.164) adlı yapıtında “…Orasını konaklanacak düzenli bir yer haline getirdi. 174 yüksek kemer üzerine eşsiz bir köprü yaptırdı ki, cihana örnek oldu. Köprünün bir başında ERGENE adı ile anılan bir kasaba kondurup.” Diyerek, bu kasabanın adını Ergene olduğunu belirtir. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar bu adla anıldı.

          Kanuni’nin sadrazamı Mustafa Paşa 1529’da Mimar Sinan’a Bulgaristan ‘da Meriç üzerinde yirmi kemerli Cisr-i Mustafa Paşa köprüsünü yaptırdı. Bu köprünün başındaki kasabaya da Cisr-i Mustafa Paşa kazası dendi.

          Edirne sancağına bağlı, köprülü olan bu iki kasabada, karışıklıkları önlemek amacı ile Ergene Kentinin adı Cisr-i Ergene’ye çevrildi. Ancak, halk bu değişikliği hiçbir zaman kabul etmeyerek, Uzunköprü adını benimsedi.

          Ünlü seyyahlardan A.Dela Motraye, Avrupa, Asya ve Afrika adlı Seyahatnamesinde, 1727 yılında Cisr-i Ergene’ye gelindiğini, Türkler bu kasabaya Usun Kupru (Uzunköprü) dediklerini yazar.

          Keçecizade İzzet Molla da 1820’de Keşan sürgününden dönerken Uzunköprü’den geçer, Mihnetkeşan adlı yapıtında,
         

          “Azimet edüb niyet üzre heman
          Görüldü Uzunköprü çün ab-ı revan” der.
          Keçecizade İzzet Molla da halkın benimsediği Uzunköprü adını kullandı. 1873 yılında Uzunköprü’den demir yolu geçer. Cisr-i Ergene olduğu halde, yeni istasyon binasına “Uzunköprü” levhası asılmış ve tren tarifelerinde de Uzunköprü yazılmıştı.
           

          Sonuçta, 1917 yılında çıkan Devlet Salnamesinde, ilçenin resmi adı Cisr-i Ergene bırakılmış ve halkın benimsediği Uzunköprü adı kabul edilmiş oldu.
Ancak 1920 yılında Uzunköprü’yü işgal eden Yunanlılar kentin adını Makrifere’ye çevrildi. 2 yıldan fazla bu adla anıldı. 18 Kasım 1922’de kurtuluştan sonra kentimiz Uzunköprü olan özgün adına kavuştu.

 

Trafik İşlemleri

Pasaport İşlemleri

Ruhsat İşlemleri

Eğitim İşlemleri